13 Nisan 2009 Pazartesi

Masallarla Uyuttum, Biri Hariç, İçimdeki Tüm Sesleri...


Bir bedenin uçsuz bucaksız topraklarına kurulu, her defasında tek bir ziyaretçiyi ağırlayabilecek kadar küçük ve sade bir han vardı eskiden. Vadettikleri, hiçbir zaman haddinden fazla değildi; ama ziyaretçiler bu handa konaklamayı severdi. Çünkü han, yoldaşlık ederdi misafirlerinin mutluluklarına, acılarına, hüzünlerine, gözyaşlarına… Kimi zaman aylar boyunca kimse uğramazdı hana, kimi zamansa, gidenin ardından, bir başkasına kapısını açardı hancı hanedanının.

Ama bir gün, kilit vurdu sahibi hanın kapısına. Dışarıda nice bekleyen, nice içeri girmek isteyen varken hem de. Yolculardan bazıları servetini gösterdi hancıya, bazıları vücudunu gösterdi, bazılarıysa hünerlerini… Başını salladı iki yana hancı, kilit vurduğu kapılar ardından, “Ne hanımın muhteşemliğinden, ne de sizin kıymetsizliğinizden bu reddediliş; gelenim var, onu beklerim, sadece onun girmesine var izin!” dedi, geri çevirdi konaklamak isteyenleri…

Herkes döndü kapının önünden bir bir, başka hanlar, başka sığınaklar aramaya. Ama biri vardı ki, bekledi. Ne malını mülkünü gösterdi, ne kendini. Sustu ve bekledi sadece kapının önünde, herkesin gitmesini.

Yalnız kaldıklarında hancı baktı adama, merak etti, beklediği o mudur diye… Çağırdı adamı, geldi adam kapının önüne. Anahtarı çıkarıp kilide soktu hancı, ama açmadı kilidi. Anahtar kaldı orada, adam kaldı, yolcu kaldı.

Ve sordu hancı… “Kimsin?”

“Benim…” dedi adam, adını zikretti ardından.

Hancı bozmadı istifini, yineledi sorusunu, hem de ne heyecanla!

“Kimsin?”

Adam durdu. Anladı soruda bir Ali Cengiz oyunu olduğunu... Cevap vermedi, gözlerini indirdi ve düşündü.

Günler geceler geçti, adam düşündü. Ne hancı adım attı yerinden, ne yolcu. Bekliyordu ikisi de, beklenilen zamanın kıymeti yoktu, zaman akıp giderdi, yeter ki beklenilen zamana değsindi.

Ve bir gün aniden “O’yum,” dedi adam, “beklediğinim…”

Gözleri doldu hancının, çekti kilidi yerinden. Arkasını döndü ve “Hayır,” dedi, “değilsin.”…

“Ama neden?” diye bağırdı adam hancının ardından…

“Beklenen olmadıktan sonra, sebeplerin ne önemi var?” dedi Feanor…

Kapı kilitli kaldı, han yolcusuz, hancı yoldaşsız.

Doğru olan beklemekti, çünkü zaman kıymetsizdi, akıp giderdi; yeter ki beklenilen zamana değsindi…

**************************************************************************************

Derler ki, bir gün Tebrizli Şems, Mevlana’nın kapısını çalmış.

Şems’in gözlerine duvarlar engel değilmiş, görürmüş kapıların ardını, ona kapıyı açmaya gelenin Mevlana olduğunu anlamış.


Celaleddin Rumi ise, gönlüyle bağlı olduğu, ateşiyle piştiği insanın olduğunu, yani Şems olduğunu bilirmiş kapı ardındakinin.


Ama yine de sormuş, “Kimsin?”.

Şems cevap vermiş, “Benim, Şems.”

Mevlana hiç istifini bozmamış, kapıyı açmamış. Ardından tekrar sormuş, “Kimsin?”


Şems gülümsemiş, sorunun bir Ali Cengiz oyunu olduğunu kavramış. Kısa bir suskunluk ardından, “Senim!” demiş, “aç kapıyı Mevlana…”

Mevlana açmış kapıyı, kucaklaşmışlar Şems ile. Bir’miş onlar iki bedende. Nerede, kiminle, nasıl olurlarsa olsunlar, Bir kalacaklarmış ve de…

**************************************************************************************

Beklediğim Çocuktur benim, gelir mi bilmesem de…

19 yorum:

okyanus dedi ki...

bilmiyorum nedenini "ben"liklerin içindeyken 'sen' diyebilmek çok zor..

ağlamamk çok zor.

yağmur kaçağı dedi ki...

Bir kapı çalınsa.. Kim o desem? Senim dese biri.. O an , ölsem ya çocuk,ölsem o an.. Ne gam..

beenmaya dedi ki...

"bilmek" neyi, niye beklediğini bilmek, bunun ayrımına varmak bile çok önemli...

ve aşk...
ve şems...

Karakutu dedi ki...

ne güzel ne beklediğini bilmek.."sen"im demesi kolay da ya "sen"likten vazgeçerse..

Sade dedi ki...

Mevlana ve Şems arasındaki ilişkinin iki kişinin birbirini sevmesinden de öte, ruhani bir boyutunun olduğunu es geçmemek gerekir. Aşk kişiselleştirildiği sürece sığ kalmaya mahkumdur. Gerçek aşk kişiliğe, bedene, maddesel hiçbirşeye,... hapsedilemeyecek kadar derin ve ulvidir. Birini yada birşeyi severken, insan olarak bu noktayı atladığımız için bizlerede sevgi sadece tek boyut.

feanor dedi ki...

//okyanus: çok zor gerçekten de...

//yağmur kaçağı: der biri belki bir gün. belki...

//beenmaya'm: ve şems! ve şems...

feanor dedi ki...

//karakutu: birken iki olursun o zaman. en kötüsü de bu zaten.

//sade: Mevlana ve Şems, benim hayat boyu asla yaşayamayacağımı düşündüğüm bir ilişkiyi yaşamışlar. Söylediğin şeylerde haklısın, ben bencilim aşkta, kişisel bir şey benim için; sadece beni değil, aynı zamanda O'nu içerse de, iki bireylik bir 'kişisellik' bu sonuçta.

Bir oyun oynadım, bir masal anlattım, sesler sussun, benliğim biraz rahatlasın diye... Onlardan alabildiğim kadar değil, kendime katabildiğimce anlattım hikayeyi...

Yoksa aşk belki de hepimiz için tek boyut; yoğunluğu farklı sadece...

Zeugma dedi ki...

Çok güzel yazmışsın.
Olağanüstü..

Yüreğine sağlık..
Sevgiyle kal...

Lilium dedi ki...

"Senim" der... Kilit açılır... Sendir gerçekten...
Ama bir gün, kendi, sadece kendi olmaya karar verirse?...

Karōshi dedi ki...

Canım Feanor;
Çok güzeldi. Çok ama:)

feanor dedi ki...

//zeugma: teşekkür ederim... Şems aşkına, çocuğun aşkına! :)

//Lilium: Gerçekten "senim" diyebilecek insan, bir gün kendi olmak ister mi bilmiyorum...

olursa da... ne mutlu bana,senim diyen, bir süreliğine tek beden olduğumu hissettiğim bir erkek girmiş olur hayatıma..

feanor dedi ki...

//karoshi: sağol canım. oysa ben kızarsın sanmıştım...

Lilium dedi ki...

Ben de bilmiyorum Feanor, ben de...

Sen olduğunu zanneder ama, sen de zannedersin hatta. Ve sen de o olursun sonra.
Sen o olduğunda, ve o kendi olduğunda, bir daha kendine dönmek gerekir. Oysa ondan ibaret kalmışsındır bir zaman önce, dönemezsin bir türlü kendine. Ne onda ne kendinde, bir tür boşlukta salınır durursun.

Üzgünüm, fazla mı karanlık oldu?
Yine de inanmak lazım değil mi, risk almak lazım inanarak, ki bir gün, biri gerçekten ama gerçekten sen olur belki, ve belki hep sende kalır diye...
Olsun... Lütfen...

feanor dedi ki...

//lilium: o kendi, sense o olduğunda; gün gelir, o kadar acır ki canın; kendin olmak istersin tekrar. Ama dönemezsin, evet.

Sonra yırtmaya çalışırsın hapsolduğun bedeni, silmeye çalışırsın yeni kimliğini... Ama seni bekleyen boşluktur... Hiç bitmeyecekmiş gibi görünen, belki bir gün gerçekten bitmiş gibi hissetsen de, başka bir zamanda tekrar en beklemediğin yerinden vuracak sinsi bir acıdır o boşluk.

Hayır, fazla karanlık olmadı. O kadar karanlık hissediyorum ki kendimi; ne desen, ne desem; daha derinde, daha dipte hissedemem kendimi.

Risk almak lazım; ama almak istemiyorum artık. Çünkü yok öyle biri. Ben olacak kimse yok. Hem bu kadar sevmezken kendimi, başkasından ben olmasını istemek, mantıklı mı ki gerçekten?

Olsun mu peki? Bitecekse olmasın. Çok acıtıyor çünkü.

Sen de ben de biliyoruz ki, her şey bitiyor bir gün... O yüzden bir daha tek beden hissettiğim kimse çıkmasın karşıma...

Çocuk da silinip gitsin, bir ömür sürse de silinmesi, gitsin. Bitsin.

Çok yoruldum artık. Sevgimden yoruldum, sevmekten yoruldum. Hak etmediğinden değil, hak ediyor; ama yoruldum aşık omaktan...

Uyusam bir süre... Uyanmasam. uzak kalsam kendimden, hayatımdan, ondan, her şeyden.

Her şey hiçbir şey olsa sonra. Hiçlikte kendimi bulsam...

Bulur muyum ki? Sahi, ben zaten o'ydum, nasıl kendimi bulurum ki?

Lilium dedi ki...

Seni anlıyorum desem, yaşıyorum, desem... Kimse kimseyi anlayamaz aslında ama, değil mi?..

Bir gün dönülür kendine, elbet dönülür... Acı verir kendine dönme mecburiyeti ama dönülür işte... Sıkılır insan boşlukta salınmaktan, can yanışlarından, yorulur...

"Geçer" kelimesinden, "boşver" kelimesinden nefret ettim hep. Benim dediğim de bu mu? Yok, değil aslında... Buruk benim sözcüklerim... Bir gün geçmek zorunda olmasına üzülürüm ben... Bu mecburiyete kırılırım...

Bir de şu var, kaç defa diyebilirsin ki birine "ben senim" diye?.. Bir kez denir o ya... Tek bir kez... Her defasında denebiliyorsa, denebilecek biri çıkıyorsa, ne anlamı vardır ki?.. Zor, bir daha düş kurmak zor... Yine de, mecburuz sanki, yaşamak için...

Affet beni, bu karamsarlığımı... Ama biliyorsun ya, yaşanmıyor başka türlü, düşler değil mi bizi yaşatan?.. Düşe kalka, hı?

Kendime, sana olduğu kadar, bu sözcükler...

İyi ol...

feanor dedi ki...

//lilium: anlar aslında insanlar insanları, ama kimse kimseyi tam anlamıyla anlayamaz belki...

ben tek bir kez diyebildim. Daha önce hiç çıkmadı öyle biri, bundan sonra çıkar mı bilemiyorum. Ama daha yaşım kaç ki, 22yim, henüz çok kısa yaşadım büyük cümleler kurmak için... O yüzden belki diyelim biz, çıkar belki... Çünkü senin de dediğin gibi, mecburuz galiba, yaşamak için...

Affedilecek bir şey yok, karamsar karamsar takılıyoruz beraber ne güzel, keyif alıyorum bu yorumlardan...

Yarın sınavlarım bitiyor ve dönüyorum bloguma... 2 gün önce İstanbuldaydı 'o' olduğum. Görüştük. Nasıl taze şu an her şey, nasıl can yakıyor anlatamam...

Oturup yeni bir şey yazmak istiyorum. Sonra bitince o yazı, koymaya cesaretim olsun istiyorum.

O zaman, ikimize de gelsin gelecek yazacağım şey.

Yarın gece misafirim hepinizin bloguna uzun bir aradan sonra, haberiniz ola :)

Lilium dedi ki...

Bu kadar karamsar olmak istemezdim ama, keyif almış olsam da ben de... Kendimeydi o sözcükler daha fazla, can yanışı işte, biliyorsun...

Konuşmak istedim uzun uzun...

Ali İkizkaya dedi ki...

Şu anda bir aynaya bakıyorum sanki. Sen Bensin Ben de Sen. Biziz
3 saati aştı bu sayfayı harf harf okudum. Sen mi beni yaşamıştın yoksa ben mi seni. Birken iki, ikiyken bir olduk.
Sevgili feanor senin yazdığın hikayeyi tek tek yaşadım desem. İncitilmemden bu yana böyle ağlamadım ben. Bir de 48 yıl o gün için torban koltuğunun altında bekleyip onun için biriktir. Ve O gün kapın çalınsa; neyin var neyin yok ikram etsen o hanede. Kalmasa hiç bir şeyin. Kalmadıysa geriye fazla zamanın. Ve kırıp, bırakıp gitse seni öteki yarın cam kırıklarıyla dolu bir odada çıplak ayaklarınla. Yürüyemez, kendine dokunamaz oluyorsun. Öldürsen kendini biliyorsun onu da öldüreceksin. Kendine kıyarsın da ona nasıl ??
Nasıl bir çıkmaz sokak, ne karanlık kuytulardır. Rüzgar nasıl eser, nasıl sürükler. Seninle birlikte yaşıyorum. Hele benim Öteki Yarım ile karşılaşmamı anlatsam. Adam aklını bozar, gider gelemez o uzak illere. Istanbula geldiğimde sana anlatmak isterim bir abin olarak. Belki sen yazarsın belki de beraber yazarız istersen.
Tek bir şey; O nu yaratan sensin. ve 48-22= 26 eder. Benimse hiç şansım kalmadı.
Unutma ki;
Kimsesiz kimse olmaz
Herkesin Var Bir Kimsesi
Kimsesiz kaldım. Medet Ey!
Kimsesizler Kimsesi

En Güzel Hırka AŞK hırkası. Senin üstünde ADAM gibi duruyor.

feanor dedi ki...

//ali ikizkaya: gözlerim doldu biliyor musun?

gelirsen mutlaka haber ver bana, görüşelim, konuşalım, tanışalım!

Ve bu yoruma ithafen bir yazı borçluyum sana; unutma tamam mı? :)