1 Haziran 2011 Çarşamba

Uzun Uzun Sahneler ve/veya Kısa Kısa Yaralar...

 

Kafasında bir tiyatro sahnesi kurmuş, sahnedeyse kendisi var. Hiç kimseye kaptırmadığı başrolü yanına yardımcı oyuncular çağırıyor geçmişinden. Bunu hep yapıyor – acı vereceğini bilse de yapıyor, bazen de acı vermesi için yapıyor.

* * * 

“Boşuna çalışma,” diyor adam; “sen ne kadar uğraşırsan uğraş İstanbul’u kazanamayacaksın. İtiraf et kendine yavrum, onlar kadar zeki değilsin, olamayacaksın…”

İÇİNDEN: “Gerizekalı olduğumu, onlardan daha iyi olmadığımı yüzüme vuruyor. O da biliyor. Kendime inanmıyorken, o bana neden inansın? Tabii ki kazanamayacağım; tabii ki bu tımarhanede, Adana’da, hapsolacağım; duyacağım: gay, top, ibne, nonoş…”

DIŞINDAN: “Bilmem, elimden gelenin en iyisini yapayım da…”

Yaptı. Gece yarısı yatıyorken sabahlara kadar uyumamaya başladı. Başardı. İnternet kafede haberi aldıktan sonra hayatındaki herkese sarıldı, bir tek babasının kolları boş kaldı, bir tek onunla kutlamadı.

* * *

3 aydır görmemiş sevgilisini; kollarını açmış - koynunu ardından… “Çok kilo almışsın,” diyor Çocuk, suratında tiksintiyle, “göbeğin gerçekten çok kötü görünüyor, kilo versene?”

İÇİNDEN: “İğrenç göründüğünü biliyordun – biliyorsun. Niye şaşırıyorsun? Şişmansın, kocamansın, obez olacaksın, karnın o kadar büyük ki sevgilinin bile midesi bulanıyor senden, suratın patates gibi. Böyleyken seni neden beğensin? Neden istesin?”

DIŞINDAN: “Aslında o kadar da almadım… Ama biliyorum, kötü görünüyor; bir şeyler ayarlarım, söz!”

Ayarladı. O akşam kustu yediklerini. Ertesi gün kendini aç bıraktı. 8 kilo verdi ardından. Ayrıldıklarında 10 kilo aldı. 6 kilo verdi sonra bir başka ölüm diyetiyle, ardından 9 kilo geldi. Ekstra küçük kilolar biriktikçe birikti. Her bir yağ parçası midesini bulandırıyor şimdi, iskelet gibi olmak istiyor, iskelet gibi olanlara özeniyor.

* * *

“Senden önce hiçbir erkekle birlikte olmayı denememiştim, şimdi o kadar hoşuma gidiyor ki bu durum, yolda yürürken kızlar yerine erkeklere bakar oldum… denesek mi?”

DIŞINDAN: “Paylaşabilecek misin ki beni?”

İÇİNDEN: “BENİ BIRAKACAK! Benden ayrılacak. Çünkü artık ona yetemiyorum. Tek bir kişiyle neden yetinsin ki? Ne yapabilirim gitmemesi için? İstediği şeyi vermeli miyim? Grup seksi kabul etmeli miyim?”

Etti. İlk denediklerinde sevgilisi 3.ye dokunduğunda ağlamaya başladı. Yapamadılar. Bir koca sene geçti ardından. Bir kere daha denediklerinde 3.ye kendisi dokundu bu sefer; dokundu ve sevdi onu. Yatak oyunları fazlaydı o günlerde onun için, bedenini paylaştığında duyguları aşka yoğruluyordu.

* * * 

“Seni aldattım,” dedi İtalyan, “hiçbir şey olmayacağına söz verdiğim eski sevgilimle, üstelik bir kere değil, daha fazla; gözlerine baka baka yalan söyledim… Özür dilerim.”

DIŞINDAN: “…”

İÇİNDEN: “Neden yetemedim ki? Bende eksik olan ne var? Eski erkek arkadaşı benden daha mı yakışıklı? Yatakta daha mı iyi? Eski sevgilisi onu aldatmadı mı? Yalanlar söylemedi mi? Tartıştıklarında yumruklamadı mı? Ama üzgün görünüyor, affetmeli miyim? Güvenmeli miyim?“

Güvendi ve affetti. Bir kere daha aldatıldı ardından; yine güvendi, yine affetti. Ardından bir kere daha. Siktiri çekti bu sefer, ama yıkıldı ardından, hala da kalkamadı; onu sahnede yerde sürünürken görebilirsiniz şimdi.

Hepimiz yaralıyoruz birilerini, birileri yaralıyor bizleri. Herkes herkesi acıyla büyütüyor çünkü, pembe dünyalarda kimse büyüyemiyor.

Yukarda yazdıklarım ve fazlası, bugüne kadar kafamı sürekli yoran şeyler; geçmişten karakterler çıkarıp onları konuşturmak; o anları tekrar ve tekrar yaşamak… 

Kendimi sevmeye başlamak istiyorsam, tiyatromu kapatmam gerektiğini fark ettim. Bunun üzerine düşünüyordum kaç gündür… Buraya yazdım, “kustum” ve terk ettim.
Bu oyunun farklı bir versiyonu var bir de; o karakterlerle gelecekte karşılaşmamın planlarını yaptığım bir oyun; tiyatro değil de, sinema sahnesi bu sefer... Ben ne söyleyeceğim, onlar ne söyleyecek; nasıl giyineceğim, nasıl davranacağım ve dahası… 

Her şey daha güzel olacak, biliyorum. Sadece zamana ihtiyacım var; kendimi dinlemeye, meditasyon yapmaya devam etmeye, acıdan kaçarak değil acıyı yaşayarak büyümeye…
Olacak, olacak…

Not: Kapanmadan önce, sinemamıza da bekleriz.

- - -

Görsel: deviantart;  The Hospital Theater by arielx92
Şarkı: Gayngs - The Gaudy Side of Town

18 yorum:

agin dedi ki...

her şey daha güzel olacak..

feanor dedi ki...

/* agin: olacak, olacak :) */

mefisto dedi ki...

uzun zamanlar harcıyor öğrenmek için insan. ama sonu iyiye varacaksa ne önemi var? :)

feanor dedi ki...

/* mefisto: Ben de öyle diyorum ama bir yandan da "ne kadar çabuk o kadar iyi..." gibi bir yaklaşımım var olaya :) Kendime özel çok da vakit harcayamıyorum, okul bi bitsin süper olacak. */

Gezi/yorum... dedi ki...

agin'e katılıyorum hersey daha güzel olacak buna yürekten inanmak lazım..

feanor dedi ki...

/* Gezi/yorum...: Güzel düşünelim, güzel şeyler olsun :) */

Brajeshwari dedi ki...

büyümek için methodlar geliştiririz. Büyürken sevilmek isteriz ayrıca..Çünkü çocukluğumuzdan uzak düşeriz büyürken... Çocuklar sadece sevilmek isterler. Sevilelim diye bir çok şey deneriz... Yeter ki sevilelim...Ama bazen ilişkiler hüsranla sonuçlanabilir... Kelimeler, monologlar, olmuş olanlar hepsi gitti geçti canim... Tek arda kalan o çocuk.. Hiç büyümek istemeden sevilmek istenen o çocuk... Onu üzgün büyütme..küskün büyütme..öfkeli büyütme... Ne zaman çocukluğunun hep içinde seninle olduğunu unutmayacaksın, işte o zaman çok seveceksin kendini.. Sadece bak aynaya ve gör kendini...

pırıl pırıl bir sevgiyle seviyorum seni...

Portakaldaki Allah Mucizesi dedi ki...

Son yazındaki kurguya hayran kaldım. Tebrik ederim. Çok güzel olmuş.

feanor dedi ki...

/* Brajeshwari: Yorum yazacağın yazıları biliyorum artık. Heyecanla bekliyorum, F5'e basa basa, "Ne zaman yazacak???" diye diye. Beni o kadar iyi tanıyorsun ki, bana o kadar huzur veriyorsun ki...

Öğreniyorum bir şeyleri ve sen öğrenme sürecinde bana en çok yol gösteren insanlardan birisin. Blogu bu yüzden çok seviyorum, eşsiz insanlar sokuyor hayatıma.

İyi ki varsın!

Çağlayan bir sevgiyle öpüyorum seni...*/

feanor dedi ki...

/* Portakaldaki Allah Mucizesi: Biraz kurgu, biraz gerçek, biraz saçmalama, biraz sayıklama... Ama teşekkür ederim çok. :kalp: */

Lô - Lâ dedi ki...

Her şey daha güzel olacak, biliyorum.

: )

feanor dedi ki...

/* Lô - Lâ: Ben de öyle umuyorum :) */

beenmaya dedi ki...

sen çocuk!

düşeli çok oldu aslında. dizlerinde, ellerinde, yüreğinde kapanmak bilmeyen, kabukları kurcalanıp her sefer yeniden açılan yaralar hep bu yüzden.

ama artık kalkma vakti. evet geçmeyecek belki ama kapanacak ve sadece iz kalacak bir süre sonra. acısa da bacakların, ellerin ve yüreğin kalkıp da devam etme vakti.

insan olmak düşmektir, demiş ya aslı erdoğan. ve kalkmaktır da, diye eklemiş. aynı onun gibi...

öpüyorum sol yanından...

feanor dedi ki...

/* Beenmaya: Beni tanıdığında düşmüştüm değil mi? Kalktım da tekrar tekrar düştüm mü bilmiyorum. Belki de hiç kalkamamıştım. Şimdi çaba gösteriyorum bir şeyler için ama. İlk hedefim okulu bitirmek, istediğim işe girmek. Para olmayınca mutluluk da kolay gelmiyor. Ardından ben ben ben ben ben. Düzelecek her şey. Hala sen ben ve Brajeshwari toplanıp kurtları dökemedik. Güzel günler, bizi bekler.

Seviyorum! <3

*/

lithuas dedi ki...

o kadar güzel yazmışsın ki okurken yaşadıklarımı buldum. teşekkür ederim...

feanor dedi ki...

/* lithuas: kocaman bir kalp sana :) */

Adsız dedi ki...

pembe, doğduklarında kız çocuklarına giydirilen zıbının rengidir. o kadar.
neverland wendi döndüğünden beri kapalı.peri tozlarının tarihi geçti. -ecek/acak ekinin sıcaklığına kıvrılıp uyumaktan başka bir seçenek de yok:) olmayacak (seçenek).

feanor dedi ki...

/* Adsız: Kısmet. */