“‘Bir çember çiz...’ diyor bana.
Çiziyorum, ama yarım bırakıyorum nedense. O bir daha istedikçe, ben bir daha gelemiyorum başladığım noktaya. Uç noktaları olmaması gereken bir şeklin hep iki ucu oluyor, o iki uç hiç birleşmiyor, birleştiremiyorum” diyor-d-um.
Hayatı hep bir kısır döngü olmakla suçluyor-d-um. Oysa bize acı verenler, bizi yerimizde tutanlar hep yarım bıraktığımız çemberler, tamamladıklarımız değil. Aslında döngüyü tamamlasak, başladığımız noktaya gelsek; her şey çözülecek, her fırtına dinecek. Döngülerden kaçardım, şimdi döngü olmak istiyorum; işin sırrının başladığın noktaya geldiğinde, başladığındaki sen olmamaktan geçtiğini anladığımdan beri.
İnsanlarla çok kolay iletişim kuruyorum, çok çabuk kaynaşıyorum. Ama ilişkilerimi bitirirken hep çok fevri bir acımasızlıkla hareket ettim. “Hak ettiler!” dedim. Oysa kimin neyi hak edip hak etmediği bana kalmış bir şey değil; çeşit çeşit olduğumuzu fark etmeliyim, hep kazanamayacağımı bilmeliyim, bugüne kadar hep kaybetmiş olsaydım bile, her kaybın beni bir kazanca götürdüğünü görmeliyim.
İlk ayrılığımdan sonra iki sene boyunca çektiğim acı, ayrılıktan uzun zaman sonraki buluşmamda dindi, eğer o acıyı çekmeden onu görseydim, döngü tamamlanmazdı; eğer onu hiç görmeseydim, o hep ulaşılmaz kalırdı.
Bir başkasıyla seneler boyu yaşadığımız onca şeyden sonra, kalbini kırdığım için her gün kendimi suçlayarak edindiğim pişmanlık, göz yaşının hiç de yakışmadığı bir kutlamada ağlayıp özür dilememle geçti. Af dilemeseydim kendimi affedemezdim.
Daniele’yi sahip olduğum tüm hesaplarda engellemiştim; engeli kaldırdıktan sonra bir saat bile geçmeden mailler yağmaya başladı, “Seni hala seviyorum ve bir gün affedeceğimi biliyorum; ama affettiğim zaman bile bir daha sana asla güvenemeyeceğim; güvenin olmadığı yerde ne sevgililik olur, ne arkadaşlık; o yüzden iyi bak kendine; mutlu ol ve öyle kal...” dedim. Eğer veda etmeseydim, hep devam etmek isteyecektim.
Hepsini sevdim, hepsini seviyorum, hepsini seveceğim – ve artık onları sevmem için onların da beni sevmesine gerek olmadığını biliyorum. Nefret bir gün diner, kızgınlık bir gün geçer, pişmanlık bir gün son bulur, aşk bana geldiği yönü değiştirip başkasına akar... ama sevgi hep baki kalır. Geçmişte yaşadığım / yaşattığım kötü şeyler için pişman değilim çünkü bedelini ödedim; geçmişte yaşadığım / yaşattığım güzel şeylere özlem duymuyorum çünkü hepsi için minnettarım ve bedelini severek ödüyorum. Sevgi, en güzel para birimi...
Şimdilerde bir tüy kadar hafifim. 3.11 ile mezun oldum, sanırım bölüm 5.siyim, beni depresyonlara sürükleyen bitirme projem AA geldi, kepimi 6 temmuzda atıp mezun olacağım ama 4 temmuzda, daha mezun olmadan, sene başından beri hedeflediğim ve yapmayı gerçekten istediğim iki işten birine başlıyorum; huzurluyum ve mutluyum. Kendimde hala hoşuma gitmeyen şeyler yok mu? Tabii ki var, mesela gardırobum ve bu dönemde edindiğim kilolarım; ama bunların hepsi değişir/geçer/gider - hem sevecek olan varsa beni, göbeğim varken de sever.
Aslında agnostik sayılırım ama hayatım güzel bir yönde ilerlediğinde, beni mutlu eden bir şey gördüğümde; “bir şeylere” şükrediyorum. Adı Allah değil, İsa değil, Karma değil, Buddha değil... Orada olup olmadığından emin olamasam da, benim tanrım, benim dinim; bir nevi Feanorizm. Minnettarlığımı göstermek için 4 duvar arasında yere çökmek zorunda değilim, şarabın tadından mahrum kalmak zorunda değilim, sevişmekten kaçmak zorunda değilim... Aslına bakarsanız şarap içmek ve sevişmek benim ibadetim, sadece artık doğru yerde, doğru zamanda ve doğru insanlarla; keşke seni tanıyabilseydim Hayyam – mümkünse gay halinle.
Hala hazır değilim, “olmadım”, olgunlaşmadım; ama hissediyorum, yakınım. Hazır olduğumda gelecek; ve ben onu o ya da bu sebeple değil, şu anıyla ve her haliyle seviyor olacağım; o beni kara kaşım kara gözüm için değil, arındığım halimle, bütünle, seviyor olacak...
Bekliyorum, çünkü sabretmesini bildikçe, güzel şeylerin bizi bulacağına inanıyorum. Pozitif pozitifi çağırır, sevgi paylaştıkça çoğalır.
Hepinizi seviyorum.
- - -
Görsel: Deviantart; Circle by Silverwing17
Şarkı: Grooveshark; The Man I Love by Devics (Google Reader'da okuyorsanız görünmüyor, bilginize.)