22 Ocak 2012 Pazar

Hakan'ın Haftasonları ve Bolca Kullandığı Üç Noktalar...


Beats For You by Brothers of End on Grooveshark 

Pazar günü, öğleden sonra üçte uyandı Hakan, göz kapakları şiş, yüzü şiş, içi şiş.... Bir of çekti ve yıktı dağları, istemedi kalkmak yatağından ama uykusu yoktu on beş saatten sonra; yüzünü yıkadı ayılmak için, “Bu ödemleri sökmek lazım Hakan...” dedi aynadaki kendisine...

Dolabı açtı... Dolap doluydu aslında, aşağıdaki sebzelerle bir sote hazırlasa çok güzel olurdu, çürümek üzerelerdi ama üşendi Hakan... Üst rafların birinden mısır gevreği alıp boca etti bir kaseye; son temiz kasesiydi, hatta mutfak tezgahındaki kirli tabaklardan yer kalmadığı için fırının üstüne koymuştu kaseyi, sütü ekleyip ilk lokmayı tattı mutfakta... Ayaklarını yere süre süre bilgisayar odasına gitti, açtı bilgisayarını. Önceki gecelerden kalma yemek tabaklarını, çay bardaklarını bir kenara itti yer açılsın diye; hala yer kaplayan üç kola kutusunu ise aşağıya bıraktı... Tenekelerin sesinden rahatsız olabilirdi normalde ama sikinde miydi diye sorun bir önce...

Facebook... mailleri... 9gag... bloglar. Saate baktığında 19.30 yazdığını fark etti. Hayret etti biraz... ama biraz. Erken kalkacaktı, bulaşıkları yıkayacaktı, evi temizleyecekti, dışarı çıkacaktı, o gördüğü tarifi yapacaktı sebzeler yine çürümeden; bugün çok şey yapacaktı yani, söz vermişti kendine... Bir of daha çekti ama dağ kalmamıştı ki...

Başka kase kalmadığını hatırlayınca, "sabah" yediğinin üstüne boca etti bu sefer; biraz daha gevrek, biraz daha süt. Yerken facebook... 9 gag. Yeni bir diziye başladı sonra, saçmasapan olsa da izledi, her bölümün başında “Bu son!” dedi, her bölümün sonunda “Bir tanecik daha!”

Geceyarısı olmuştu bile....

Porno sitelerinden birini açtı sonra, gördü işini. Sonra biraz daha blog... Sonra sırf can sıkıntısından bir kere daha porno siteleri...

Yarın yapardı temizliği, bulaşıkları da yarın yıkardı. Şimdi çok geç olmuştu, uyumalıydı, sabah altıda kalkıp işe gitmeliydi. Alarmı kurmak için cumadan beri dokunmadığı telefonuna baktı sonra, beş cevapsız arama, Akbank ve Dominos'tan gelen mesajları dahil edersek dokuz mesaj. Bir göz attı kim aramış/mesaj atmış diye. Yarın arardı onları da... Komodini üzerinde duran kitaba baktı, yarın okurdu. Duş alsam mı dedi, sabah alırdı. Uyumadan önce bir şeyler yazsam mı dedi, yarın yazardı...

Üstündekileri çıkardı, pijamasını taşımaya bile mecali yoktu sanki. Kombiyi seksene getirip çıplak uyudu o gece... Rüya bile görmedi biliyor musunuz? Yarın görürdü...

---

görsel: deviantart; sleeping in by PORG
şarkı;  grooveshark; Brothers of End - Beats for You (- klip için tık)

16 Ocak 2012 Pazartesi

Bunları Sırf Kendimizi Sikko Hissedelim Diye Çekiyorlar.



 Eat ve Learn de var; sonunda çıkan linklerden bir göz atın cnms.

Ayrıca videodaki çocuk; EVLEN BENİMLE BEBEĞİM.

5 Ocak 2012 Perşembe

Sonra...

Some Days by Brazzaville on Grooveshark

(...) Sonra ne oluyor biliyor musun? Götünün donduğu bir ocak akşamında, sakin sakin evine yürürken onun parfümü çalınıyor burnuna. Dönüp bakakalıyorsun yanından geçen çocuğa, senin çocukla alakası yok ama izliyorsun yine de, uzun bir süre...

Bambaşka şehirlerde, bambaşka hayatlar yaşarken; bir de yıllar geçmişken üzerinden, hala gözlerin dolduğu için daha da doluyor gözlerin sonra...

Sonra söyleniyorsun kendi kendine bir gece yarısı, elinde sigara, bardağında kahve: “Sıkmayın arkadaşım şu parfümü... sıkmayın.” (...)

---

Şarkı: grooveshark; Brazzaville - Some Days
Görsel: deviantart; two old men by flax

9 Aralık 2011 Cuma

Yazın Yediğin Hurmalar...


The One I Love by Rosie Thomas on Grooveshark 

Mayıs hem mükemmel hem s.k gibi bir aydı... En son biriyle sarılıp uyuduğumda aylardan mayıstı mesela; en son biriyle seviştiğimde, en son biriyle öpüştüğümde, en son birine aşıkken...

Yazın yediğim hurmalar, kışın g.tümü tırmalıyor hala... Beni bu kadar yaralayan bir sevgili değildi, orası kesin... Ben kendi kendimi yaraladım aslında.

Hazır olmayı beklemek ya da doğru insanı beklemek falan, yalan bu işler; geçin dostlar, NEXT! Korkuyorum aslında sadece. Öyleki, birini sevmek eşittir incinmek olmuş benim için. Kendi kendime denklemler yaratmışım, o denklemlerde boğuyorum kendimi hala.

En çok da gece yatağa uzandığımda koyuyor. Evden işe işten eve bir hayatım varken, sevdiğim insanlara istediğimce vakit ayıramazken; en korunmasız olduğum uyku öncesi anlarımda yanımda beni saracak birini istiyorum ya da birine sarılmak, her ne skimse.

Gel gör ki, bırak bir eşcinseli, en son iş dışında ne zaman yeni biriyle tanıştım hatırlamıyorum. Tanışsam da n’olurdu ki, bendeki hala aynı kendine güvensizlik, aynı korkular...

Bazen bir psikoloğa ihtiyacım varmış gibi geliyor, sonra diyorum ne para dayanır ne zamanım var. Para işi ayrı konu. Aslında kazanıyorum bir şeyler ama yetmiyor. EEEEN eski sevgilim lümpen falan derken haklıydı sanırım; Boğaziçi İşgaline destek verirken kapitalizmi benimsemişim, böyle de mal bir insanım.

Unutmadan, siz siz olun mail atmadan önce REPLY ALL mu diyorsunuz bir kontrol edin. Geçenlerde REPLY ALL dedim ve şirketin yarısından fazlasına mail gitti; unit head, division head falan. Allah benim belamı versin.

Öperims.

PS: Mayıs tam olarak yaz değil farkındayım... Ama sanane kardeşim, hayatımın yazını yaşadım belki ben, SANANE?

---

görsel; ordan burdan arakladım amk.
şarkı: grooveshark; Rosie Thomas - The One I Love

20 Kasım 2011 Pazar

Köprüaltı



New Theory (RAC Mix) by Washed Out on Grooveshark

Bazen düşünüyorum da, her depresif hissettiğimde domuzcuk kumbarama 1 TL atsaydım, şu anda zengin olmuştum.

İçimde bir ergen gökyüzüne doğru haykırıyor:
"Bi baltaya sap, bi s.ke baş olamıyorum!!!"

Bazen siz de yıllardır aynı yerde duruyormuş gibi hissetmiyor musunuz? Nice sular aksa da köprünün altından, aslında başladığınız noktadasınız, falan?

Köprüaltı boy boy... sayın seyirciler.

Saygılar.

---

Görsel: deviantart, Boston: Cedar Line Way by inbrainstorm
Şarkı: grooveshark; Washed Out - New Theory (RAC Mix)

2 Kasım 2011 Çarşamba

Is It McDonalds? CUZ I'M LOVIN' IT!



Kafam bok gibi, g.tüm karpuz gibi sayın seyirciler. Bu arada naber?

Tansiyonumun 160a 110 çıkmasıyla beraber “İYİ MİSİN???” diyerek 5 saniyede karşımda kurdeşen döken doktorum, “Neyim var ki?” deyişimin hemen ardından her çok bilmiş doktorun yaptığı gibi hımmmmmmladı. Hımmmm kötü bir şey. Hımmm kaka. Hımmm s.k gibi bir şey. (yok lan sonuncusu aslında güzel bişey, sen de seviyorsun itiraf et.)

Bu Cuma hiç tanımadığım bir kardiyoloğa, sırf doktora benziyor diye, usulca sokulup MERHABA diyeceğim.

Bana nazar değiyor diyorum inanmıyorsunuz. Yeni EVİMin muhtelif yerlerine astığım nazar boncukları işe yaramayınca cüzdanıma taktığım boncuktan da kayda değer bir fayda görmedim. Yakında bokumda da boncuk bulabilirsiniz, zira g.tüme nazar boncuğu takmayı deneyeceğim.

Her şeyin harika gittiği bir dönemin ardından bir kez daha alaşağı, baş aşağı, dedemin taşşağı in aşşağı.

MERHABA HİPERTANSİYON; MERHABA SANA, MERHABA!!! <3

- -

Görsel: gugılimıcız
Şarkı: grooveshark; Bravery - Believe