Sardım yaralarımı tek tek, kapandı kesiklerim, dindi sancılarım...
Barıştım tarihlerle; geçmişle, anılarla...
Ve bir kokuydu burnumda tüten aylardır, öyle ki, dayanıp bir boyunun sıcaklığına, sadece bir bedenin kokusunu değil, o bedeni içime çekmeyi isterken, vazgeçtim beni benden alan o tenin sahibinden, O’nun yerine, bir mola verip Rıhtım’da, Boğaz’ı kokladım var gücümle...
Sonra fark ettim, O kokuyordu İstanbul...
Aylarını süsleyen gelecek düşlerinde, İstanbul’da “memleketin” tüm kınayan gözlerinden uzakta birlikte yaşamayı hayal eden iki erkek vardı geçmiş zamanın herhangi bir diliminde; sonra paramparça oldu o dilim, yüreklerini nasıl çizdiyse zaman kesikleri, düşlenen tüm o rüyaları da kırdı geçti, tuz etti, buz etti.
Onsuz aylarını süsleyen gelecek düşlerinde, İstanbul’da, ”memleketin” kınayan gözlerinden uzakta, Çocukla yaşamayı hayal eden, Çocuktan daha çocuk, Çocuksuz ölü bir Onur vardı, geçmiş zamanın bir başka diliminde; uyutmuştum ben onu, derin uykulara yatırmışım ninnilerle; uyusun diye sallarken, dizlerimi kanatmıştım, kırmıştım dizlerimi, uyumazken o bir türlü...
Arındım, temizlendim sanıyordum; öyleyse neden ellerim titredi telefonu kapatırken; neden, sadece tek bir an, gitmek istemedim, terk etmek istemedim İstanbul’u; neden aylardır hayalini kurduğum o Avrupa ülkeleri, birden bunca önemsiz göründü gözüme?
Neden sonra durulduğumu hissettim tekrar? Neden sonra kızdım kendime? Neden bana aşık başka bir erkeğe anlattım tüm bunları? Neden onu üzdüm? Neden kendimi üzdüm?
Hayatım koskoca bir kısır döngü sanki; ben hep yaralanan ve yaralayan Onur; hep iyileşip tekrar düşen Onur; düşerken kendini korumak için ellerini yüzüne siper etmeyen Onur, belki de acıyı isteyen, arzulayan Onur. Acısız eksik Onur. Mazoşist Onur.
Sıkıyorum yumruğumu, bir yere geçirmek için değil; tırnaklarım batsın diye tenime, uyarsın beni diye, anlatsın diye neyin yanlış neyin doğru olduğunu, benim kendi kendime gelin güvey olduğumu...
Gidiyorum 19 Ağustos’ta. Biliyorum ki her vedam içten, her vedam umut dolu olacak, mutlu olacak; ve yine biliyorum ki, tek bir tanesi, diğerlerinin aksine, yalandan olacak.